ARABESK MÜZİK Mİ IYĞĞĞĞ ?!!

 

Daha düne kadar “hangi tür müzik dinlersin” diye sorulduğunda değişmez  cevabım “Arabesk hariç her türlü müziği dinlerim” olurdu…

Ha ama bunu dedikten sonra da bazı zamanlar, her zaman dinlemiş olduğum MP3’lerimin arasına kazara (!?) girmiş  Kibariye, Güllü, Bülent Ersoy ve hatta ağır arabeskçi Bergen’ in şarkılarını bile “neymiş ya şu eski şarkılar ahh ahh” adı altında gizli gizli bir güzel dinlerdim…

Buradaki “arabesk hariç” açıklamasının aslında ” Yani ben o arabesk dinleyen avamlar gibi değilim karıştırma..Beni yanlış tanıma bir kalitem var ” gibi bir alt metinleri vardı. Çünkü arabesk, daha çok toplumun varoşlarına veya proloteryadan gelen kişilere hitap eden bir müzik olarak görülürdü. Dolayısıyla da  “arabesk hariç” denildiği zaman, otomatikman “varoş olunmadığının” da altı çizilmiş olurdu bir nevi…

Hayatımdaki tezatlarımla artık barışmaya başladığım ve “umursama katsayılarımın iyiden iyiye düştüğü” bu dönemimde, bunun aslında ne kadar komik açıklama olduğunu farkettim bugün..Hem müzik evrenseldir diye geçin ama aynı evren içinde oluşturulan arabeski kenara ayır…

Müzik o kadar ilginç ki, melodilerin, duyguların, anlatılmak istenenin insan ruhunda bir karşılığı varsa zaten sen istesen de istemesen de yerini buluyor… Hal böyleyken “aman kaliteme zeval gelmesin de yanlış tanınmayayım” edasıyla akıntıya kürek çekmek niye ?

Bu itiraftan sonra benim hayatımda tabii ki hiçbirşey değişmeyecek ve ben rutin tarzım olan müzikleri dinlemeye devam edeceğim. Benim sadece vurgulamak istediğim şey  “hayatımıza gereksiz sınırlar çizmekle” kendimize yaptığımız kötülüklerdir… “Asla içki içmem” diyerek net bir sınır koyan ve hayatını bu kurala göre yaşayan birinin, içerisine likör katılmış tiramisuyu ya da şarapla pişirilmiş balığı yemesi gibi birşey yani…

Artık cevabım çok net!.

Dinleyebilirim ???

Neden dinlemeyeyim ?