POPÜLER KÜLTÜR VE ALGIDA GEÇİCİLİK

                                                           Görsel Alıntıdır.

“Bir gün herkes 15 dakikalığına şöhret olacaktır” diyerek bugünü çok önceden kestiren Andy Warhol’un bu sözüne bakınca, 15 dakikanın bile çok iyimser kaldığını söylemek hiç de abartılı olmaz aslında.

Sayısız görseller, videolar, filmler, haberler izliyor, müzikler dinliyoruz her gün. Durmaksızın değişen gündem konuları, anlık akımlar, sosyal medyalarda paylaşılan videolar, karikatürler, fotoğraflar, özlü sözler gibi “ürünlere” bir kaç dakika göz atıp henüz hazmedememişken, bir sonraki popüler kültür ürününe “next” yapıyoruz. Bir anda tüm dünyanın dikkatini çekip kitleleri peşinden sürüklemiş bir pop yıldızına kör bir hayranlık duyarken, iki gün sonra adını bile hatırlamıyoruz. 90’lı yıllarda müthiş bir hız yakalayan popüler kültür, internetin müthiş gücü ile iliklerimize kadar işlemiş durumda artık. Bir insan ishalidir gidiyor. İşte bugünün toplumunun üzerinde oluşan bu hızlı değişimin yarattığı uyum sendromuna ben “Algıda Geciçilik” diyorum.

Geçenlerde bir arkadaşım, hiç izlemediğim ve asla da izlemeyeceğim insan ve vakit ziyanı yarışma programlarından birinde ip dansı yapan iki kişinin “muhteşemliklerinden” (Tırnak içerisinde yazdım çünkü artık benim için ziyadesiyle içi boşalmış bir kelime) bahsederek, izlemem için ekstra bir çaba sarfetti. Tüm karşı koymalarıma rağmen “ama bu farklı bir bak” ısrarını kıramayıp “ne kadar farklı olabilir ki” özgüveni ile 1 dk. izleyebildim Youtube’dan. 10dk’lık görüntüye 1 dakika zar zor tahammül etmem bir yana, halihazırda daha farklısını görünce onları çoktan unutacak arkadaşım ile yarışmadan sonra unutulup gidecek olan yarışmacının ortak trajedisi geldi aklıma o an. Her şey o kadar beklediğim gibiydi ki. Yine bir sahne, yine başarı isteği ile bir şeyler yapmaya çalışan bir insan ve yine iki dudağına bakılan popülizmin yarattığı ne idüğü belirsiz jüri üyeleri…

Kimler gelip geçmedi ki küçük dünyamızdan.. BBG evleri, Pop Star yarışmaları, şişirilen fenomenler… Hangisini hatırlıyoruz bugün?

Sosyal Paylaşım sitelerinin ortaya çıkması ile dünya otoritesinde şu aralarda yeni yeni hakimiyet kuran 80’ler kuşağının, geçmişe ait özlemlerinin de suyunun çıkması bunun bir başka boyutu. Ağzımıza kadar 80’ler paylaşımları bulunuyor internette. Öyle ki, tüm iyi-kötü yanlarıyla o yılların “azlığında” çok özel olmuş filmler, diziler, markalar, reklamlar vs’ler bugün nostalji sevdasıyla defalarca ve defalarca ortaya döküldükçe anılarıma ihanet ediliyormuş hissi yaşıyorum bir 80′ ler çocuğu olarak.

Kapitalist dünyanın yaratıklandırdığı tüketim toplumunu ayakta tutan kullan-at döngüsü içerisinde yaşarken, aslında “yaşamış olmak için yaşadığımızı farketmiyoruz. O anda “en iyisi” olduğuna inandırılan bir markanın, bir kişinin, bir inanışın peşinden koştururken, hayatlar da öylece geçip gidiyor monitör arkalarından…

Uygulayamayacağımız kadar özlü sözlerimiz,
Dinleyemeyeceğimiz kadar çok müzik arşivlerimiz,
Bakamayacağımız kadar fotoğraflarımız,
Giyemeyeceğimiz kadar kıyafetlerimiz,
Vakit ayıramayacak kadar arkadaşlarımız,
Ve veremeyeceğimiz kadar sevgimiz var…

***

 Popüler kültürden mutlak bir kaçış tabii ki mümkün değilken “herkes gibi olmamak”  da ona karşı durulacak en güzel savunma yöntemi. Şahsen çok fazla izlenmemiş, okunmamış, incelenmemiş kısacası keşfedilmemiş şeylerin sinsi sinsi peşine düşüp elde ettiğim kısıtlı şeylerden maksimum keyfi alarak korumaya çalışıyorum kendimi. Herkesten farklı kişiler tanıyıp onların güzelliklerine ve bakış açılarına ortak olmak beni daha mutlu ediyor.

Hep dediğim gibi “az; değerlidir” Kimsenin bilmediği kafeler, yazarlar, müzikler, markalar ve insanlar hala var; arayana…

 

Her şeyin kararında olduğu bir 2012 dilerim.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.