KİŞİSEL ENİNE GELİŞİM KİTAPLARI

 

Karikatür: Yiğit Özgür

Bugüne kadar Kişisel Gelişim Kitapları okuyup da gelişmiş hiç kimse görmedim ben.

Peki ya siz gördünüz mü?

***

Her kitabevlerine gidişimde, reyonlarından adeta kaçtığım kitaplar bunlar. “En Çok Satanlar” (Bestseller) bölümünde incelediğim yayınlar arasında da ezkaza denk gelirsem, akrep tutmuş gibi can havliyle fırlatıveririm. Abartmıyorum.

Durduğu yerde bana zengin olmanın, liderliğin, başarının yollarını öğreten birinin ya zekâsından ya da iyi niyetinden şüphe ederim çünkü. Örneğin hemen herkesin hayali olan zenginliğin yolunu bulan bir adam, neden “Zengin Olmanın 50 Yöntemi” diye bir kitap yazıp kendisine milyonlarca rakip yaratmak ister ki? Yoksa, son meteliğiyle bir kitap yazmıştır da oltaya gelenlerin paralarını toplayıp “Bakın işte böyle zengin olunuyor” mu diyecektir? Peki bu kitabı alan kişi “Eee bu adam aptal mı? Neden bana 15 TL’ye sırrını versin ki?” diye hiç düşünüyor mudur? Peki siz hiç “Falancanın şu kitabını okuyup zengin oldum” diyen bir zengin gördünüz ya da duydunuz mu?

Yine halihazırda kendisi zaten lider olmuş bir adam, neden “Lider Olmanın 10 Kuralı” nı birilerine anlatıp kendine rakip yaratmak ister? Ya da lider olma hayaline kapılarak onun kitaplarını alan potansiyel liderler, yönetilecek insanların da gerekli olduğunu, herkes okursa iş yaptıracak insan kalmayacağını akıl etmezler mi? Kim bilir belki de bu hayal satıcılar yüzünden şirketlerde işçilerden çok yönetici vardır ne dersiniz?

Bu kitaplarda diğer dikkatimi çeken şey de “Bilmem ne olmanın 109 kuralı” diye küsürlü sayılar verilmesidir. Neden o sayı 100, 105, 110 değildir de 109′ dur? Müthiş kanaatlerime göre, ya daha çok akılda kalması için ya da “Bak kafadan atmıyoruz işte üzerinde bilimsel çalışmalar yaptık. Çıkan sayıya ekleme yapmadan aynı haliyle koyduk” diyerek inandırıcılığını arttırmak için. Ya da biraz daha art niyetli düşünecek olursam o son 1 kural, yazarın kendine sakladığı en önemli kural olup yüksek ihtimalle “Bu kitabı alacak enayiler bulmalısın” dır.

Ve yine benzer grupta olan diyet kitaplarını, hızlı okuma tekniklerini öğreten bilimum kitapları hiç saymıyorum. Fotoğrafındaki semirmiş hali gözden kaçmayan yazarımız, bize en az 78 tanesini bildiğimiz “Kilo Vermenin 80 Altın Kuralı”nı anlatıyor. Bugüne bugün “Egzersizlerinizi aksatmıyorsunuz değil mi?” diye bozuk çalan 100 kiloluk fizyoterapist tanımış bir insan olan ben, böyle şeylere pabuç bırakmıyorum tabii ki. (Bu arada Hızlı Okuma tekniklerini öğrenmek için aldığım üç adet kitabı da normal tekniklerle bile bitiremediğimi acı içinde söyleyeyim)

Bir hevesle alınan bu kitapların bana yaşattığı tek his, eskilerin çok güzel tabiriyle “Osur osur ipe diz” hissidir. 400 sayfalık bir kitabın, vaad ettiği altın ilkelere gelene kadarki yaklaşık 395 sayfası, vereceği tavsiyelerin ne kadar çok işe yaradığına dair övgüler, örnekler, elle tutulmayan, gerçekle bağdaşmayan anlatımlardan oluşurken nihayet gelinen o son 5 sayfa da, yaşayarak oradan buradan zaten edinilmiş tecrübelerin maddeler haline getirilmiş listesinden ibaret oluyor sadece.

Aşk acısını unutmak için aldığım 500 sayfa kişisel gelişim kitabı bana, “Boşver o düşünmüyorsa sen de düşünme” diyorsa kendimi rahatça kazıklanmış hissedebilirim öyle değil mi?

Hem aşk hem kitap kazığı.

***

Kişisel gelişim kitaplarına olan antipatim havadan gelmiyor elbette. Ben de ergenlik dönemimde küçük dünyamı renklendirmek için İpek Ongun’ un ergenler için yazdığı, içinde sadece tozpembe dünyaların olduğu, aşk ve cinsellik namına gram bir kelamın geçmediği kitapları inanarak alıp okumuştum. Gerçek hayatta uygulanma imkanı hemen hiç olmayan, yapılsa bile teklif edilen arkadaşların çok güleceği tavsiyeleri içeren o kitaplara, ben de umut bağlamıştım. Aman Allah’ım o nasıl bir sevgi seli, nasıl bir mutlu dünya idi. Arkadaşlar, dostlar birer sevgi yumağı içinde sonsuz mutluluklara koşuyorlar, toplu halde güzel pikniklere, gezilere, organizasyonlara katılıyorlar; hep birbirlerinin yanında oluyorlar. Gırla giden

sevgi bulutları onları çepeçevre sarıyor, hep dostluk hep sevgi kazanıyordu. Filan…

Neyse ki kitabın son sayfasını çevirmemle birlikte gerçeklere dönüşte fazla zorlanmadım. Gerçeklik arz etmeyen her şey gibi onun da ömrü en son sayfasına kadardı çünkü. Bitirdikten sonra da hiçbir zaman kitapta resmedildiği gibi koloniler halinde sinemalara, kütüphanelere, pikniklere, konserlere giden sevgi pıtırcığı bir arkadaş grubuna sahip olmadım. Sonrasında beni hüsrana uğratan bu kitabı daha fazla elde tutmayıp “belki başkasını mutlu eder” düşüncesiyle bir arkadaşıma kakalamıştım. Hoş, benden sonra onun da pek mutlu bir hayat sürdüğünü sanmıyorum ya!

Bugün artık bu tipte bir kitap gördüğümde daha sayfasını çevirmeden “neler veremeyeceğini” çok iyi anlıyorum. Zaten bitmeyen korku filmi serisi gibi oluyorlar. Aynı öğütler 10 yıl sonra farklı bir yazar ve farklı bir kapakla geri dönüyor.

Zengin olmayı bilmem de tasarruf etmenin yolu bu kitaplara para vermemekten geçiyor. Onlara vereceğiniz parayla, şöyle içinden çikolata şelalesi akan, sımsıcak, bol pudra şekerli mis gibi bir sufle yenmez mi hı?