SİZ BİZİM ÖTEKİLEŞTİREMEDİKLERİMİZDEN MİSİNİZ?

                                                                               Görsel Alıntıdır

Son dönemde sıkça kullanılan söylemlerden biri bu “ötekileştirme”. Farklılıkları kendi doğruları üzerinden yargılamak ya da olağanüstü bulduğu kişisel özelliklerini parlatmak gibi nedenlerle bilerek ya da bilmeyerek yapılan insan öğütücü kötü bir davranışı tanımlamakta sıkça kullanılan güzel bir tanım.

Kişinin kendinden başka şeylerle ilgilenmemesi, belli dar kalıplar içinde büyümesi, okumaması, cehâletini törpülememesi onu “beriki” olduğuna inandırırken ötekileştirme skorunu da arttırıyor hayatında. Kendisiyle ortak çevrede, inançta, düşüncede olmayan herkes kolayca birer “öteki”olabiliyor onun için.

Tıpkı, zenginin yanında fakirin, fakirin yanında zenginin, sigara içenlerin arasında sigara içmeyenin, kitap okumayanların arasında kitap okuyanların, namus kumkumalarının yanında (göreceli) namussuzların birer “öteki” olması gibi.

Yani nereden bakarsak bakalım bir şekilde birilerinin ötekisi, diğer birilerinin de “ötekileyicisi” olabiliyoruz.

 ***

Bir doktor kuyruğunda bekleyen hastalardan iki tanesinin diyaloguna şahit oldum bugün. Biri diğerine, “Senin rahatsızlığın neydi kardeş?” diye sordu, o da “Hepatit B” diye yanıt verdi. Duymak istediği cevabı alan diğer hasta kendisinin de bu virüsten dolayı doktora geldiğini belirtince aralarında doğal bir yoldaşlık duygusu oluştu ve akabinde uzunca bir Hepatit B virüsünden söz ettiler. Bir süre sonra da “Hepatit C olmadık iyi ki. O direkt hayata bye bye demekmiş” diyerek kendi sağlık durumlarının nispeten çok daha iyi olduğunu söylediler ve hemen sonrasında da “Bu hastalıklar hep yurtdışından geliyormuş bize zaten” cilasıyla sohbeti bitirdiler.

Bu diyalog süresince “Söylesem faydası yok, sussam gönül razı değil” diyerek uzaklara daldım acı bir tebessümle.

İnsanların çok özel olabilecek rahatsızlıklarının bir patavatsızlıkla sorulması bir tarafa, çok daha başka bir şey vardı bu diyalogda beni rahatsız eden. O iki insan, Hepatit B taşıyıcısı olmanın çok da zor bir şey olmadığını konuşup birbirlerini teskin ederlerken diğer yandan da Hepatit C taşıyıcısı olma ihtimali bulunan ve doktor sırasını bekleyen insanları fark etmeden ötekileştiriyorlardı.

Yani aslında kendi mevcut ötekileştirilmiş durumlarının bir alt ötekileştirmesini başkalarına yapıyorlardı. Adeta porselen dükkanındaki fil gibi, hastalıkların iyileşmesinde en önemli etken olan moralleri farkında olmadan bozuyor; kendilerinden daha mutsuz olan başkalarını düşünüp mutlu oluyorlardı.

Ben mi çok ince düşünerek “ötekilik” yapıyorum yoksa normal olan bu mudur bilmiyorum ama şahsen ben Hepatit C tanısı almış birisi olsaydım, hastalık hakkında da çok fazla bilgim olmamış olsaydı, bu konuşmaları duyduktan sonra göçebilirdim. Bana ne kadar aksi anlatılmaya çalışılırsa çalışılsın bu iki insanın bilir bilmez konuşmalarına odaklanarak sürekli “acaba ölecek miyim?” diye bir düşünceye kapılabilir hayatımı zehredebilirdim.

Bu kişilerin bir kitap sayfası çevirmeyip edindikleri dedikodu kaynaklı bilgilerinin aksine, Hepatit C’de, yine bu gruptaki A, B, Hiv Pozitif gibi viral enfeksiyonlarda olduğu gibi doğru tedaviyle kontrol altına alınabilmekte ve kişi normal bir yaşam süresi içinde sağlıklı hayatına, işine gücüne sosyal ilişkilerine devam edebilmektedir. Ve yine bu viral enfeksiyon vak’aları tahmin edilenin çok çok üzerinde sayılardadır.

Kaldı ki kişinin bilinmeyen hayat süresi içinde bir kez Hepatit B ile enfekte olması, Hepatit B ile birlikte Hepatit C virüsüyle de enfekte olmayacağına bir garanti vermez. Yine, bir kişide aynı anda birden çok hastalık görülebilir. Ama ne tanı olursa olsun umut, moral her zaman özellikle de hasta bir insanın ihtiyacı olan en önemli şeydir. Öyle hastalar vardır ki doktorlar ömür biçerek evlerine yolladığı halde yıllarca sağlıklı bir şekilde hayatlarına devam etmekte ve hatta geçmez denilen hastalıkları iyileşebilmektedir.

“Eğitim şart” demek en kolay ve konforlu eleştiri şekli ancak ben eğitimle çözüleceğine inanmıyorum böyle durumların. Bu çok daha insan olma sürecinde oluşan sistem hatalarının gözardı edilmesiyle ilgili bir şey. Yani bir aile âdâbı, bir görgü, bir empati özelliğinin kişiye yüklenmemiş olmasıyla ilgili bir şey sanıyorum.

Yoksa erdem üzerine inşâ edilmemiş bir bilgi uçar gider, eşeklik bâki kalır.

***

Bu yaşanmış kısa hikâye koca bir yılın mesajı oldu benim için. Bugün ötekileştirdiğimiz bir şeyin yarın başrolünde olabiliriz. Hayatta hiçbir şeyde o kadar garantimiz yok; o kadar garantimiz yok ki! Tüm “Asla”lar, beylik laflar hiç ummadığımız anda hayatımızı değiştirebilir ve kendimizden utandırabilir bir gün.

Bu yüzden, 2015 ve sonraki yılların ötekileştirmediğiniz ve ötekileştirilmediğiniz, “asla” demediğiniz, kendinizi her türlü ihtimâle açtığınız upuzun yıllar olmasını dilerim.

Sağlıkla kalınız.